BİR AYET

“Küçümseyerek, insanlardan yüz çevirme! Ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zîrâ Allâh, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri, aslâ sevmez! Yürüyüşünde tabiî ol! Sesini alçalt!..”      Lokmân Suresi, 18-19.

BİR HADİS

“Sadaka, maldan bir şeyi azaltmaz. Allahu Teâlâ, bir kulun şerefini (başkalarını) affı sebebiyle, mutlaka yükseltir. Allah için tevâzu eden kimseyi de, mutlaka yükseltir.”  Müslim, Birr, 69

sehidlerimiz

A-B-C-Ç

21 September 2017
17 November 2012
30 October 2012
30 October 2012
30 October 2012

G-H-I-İ

13 November 2012
30 October 2012
21 September 2012
21 September 2012
21 September 2012

O-Ö-P

21 September 2017
21 October 2012
20 November 2011
14 November 2011
08 November 2011

T-U-V

22 September 2017
21 September 2017
26 September 2012
07 November 2011
07 November 2011

D-E-F

21 October 2012
19 September 2012
20 November 2011
20 November 2011
10 November 2011

K-L-M-N

21 September 2017
30 October 2012
30 October 2012
30 October 2012
21 October 2012

R-S-Ş

21 September 2017
19 September 2017
24 September 2012
23 September 2012
23 September 2012

Y-Z

22 September 2017
30 October 2012
23 September 2012
05 June 2012
20 December 2011

Güzel Söz

"Allah için can vermek, şereflerin en şereflisidir. Kim olursa olsun, buna mani olmayı düşünmek, istememek, en azından biraz bilinçli Müslüman için mümkün olmaz. İnsan cenneti arzulayacak, sen ona diyeceksin ki, gitme. Bu, Müslüman’ın yapacağı bir iş değil."              

İki Şehid Babası Hasan Öztürk

Namaz Vakitleri

Selami Yurdan ve Bosna Şehidlerimiz

User Rating: 0 / 5

Star InactiveStar InactiveStar InactiveStar InactiveStar Inactive
 

Mehmet Ali Tekin

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Bilindiği üzere Bosna Müslümanları, 1992 yılı Mart ayında başlayan ve 14 Aralık 1995 Tarihinde imzalanan anlaşmaya kadar, Sırp zulmüne kalmıştı. Tecavüz, işkence ve zulmün ayyuka çıkması üzerine; halkı Müslüman olan ülkelerin bir çoğundan Müslümanlar, Bosnalı kardeşlerinin yarndımına koşmuştu. Türkiyeli Müslümanlardan Selami Yurdan da, bunların arasındaydı. Türkiye’den Bosnalı kardeşlerinin yardımına koşan müslümanların, ilki ve 22 Ağustos 1992 şehadet şerbetini içerek, ilk şehidi oldu Selami Yurdan.

bosnaharitasi

Bu Vesile ile Selami Yurdan ve Bosna Şehidlerimiz ile ilgili bilgileri, sizlerle paylaşmak istiyoruz:

selamiyurdanSelami Yurdan Kimdir?

1966 yılında, Ağrı’nın Patnos ilçesinde doğdu. Ailesiyle birlikte İstanbul’a göçtüler ve Gedikpaşa’de Ayakkabı imalatçıları arasında, sevilen sayılan bir kişilik olarak göze çarptı.

İslami duyarlılığından dolayı, İstanbul ve Türkiye’nin bir çok yerinde etkinliklere katılırdı.

Özellikle Mazlum müslümanlar için düzenlenen miting, yürüyüş vb. etkinliklerin hepsinde görürdünüz Selami’yi.

Ağustos ayının kavurucu sıcakları bastırdığında, Şehid Selim hemen canlanır gözümün önünde: 1989 yılınının kavurucu ağustos sıcağının altında, bozkırın ortasında bulunan, Bursa E Tipi Cezaevi önünde, cezaevi idaresi tarafından haksız yere cezalandırılan kardeşlerinin derdini paylaşmak için toplanan Müslümanların arasındadır Selami…

1990 yılında Ruslar tarafından hunharca katledilen Azerbeycanlı kardeşlerinin acısını paylaşmak için Beyazıt meydanına toplanan duyarlı Müslümanlar arasındadır Selami..

Beyazıt meydanında sıcak, kavurucu güneş altında Bosna’da zulme maruz kalan, Boşnak Müslümanlara destek gayesiyle, toplananlar arasındaki Selami…

Sıcak, soğuk, kar, kış demeden, zor durumda olan Müslümanlara destek toplantılarının ve gösterilerinin olduğu, tüm meydanlarda görebilirdiniz Selami’yi…

O, Bosna’daki kardeşlerinin acısıyla, ciğerleri dağlananlardandı…

Bir yolunu bulup, mutlaka Bosna’lı kardeşlerinin acısını paylaşmalıydı….

Çünkü uğruna ölünecek, her şeyin feda edileceği yüce kitap, şöyle diyordu:

“Size ne oldu ki Allah yolunda ve; ‘Rabbimiz bizi şu, halkı zalim (olan) şehirden çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver !’ diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”

Kendisi gibi, Bosnalı Müslümanların sıkıntılarını paylaşmak isteyen, arkadaşları ile buluştu. Birlikte yola çıktılar. Önce Bulgaristan-Romanya-Macaristan yolunu denediler. Yugoslavya’ya giremediler. Dönüp Makedonya üzerinden, Arnavutluk’a ulaştılar. Arnavutluktan bir gemiyle, Hırvatistan’ın Split şehrine ve oradan kara yolu ile Bosna Hersek topraklarına girmeyi başardılar. Bosna Hersek’te Zenica ve Travnik şehrinde Müslimanski Snage güçlerine katıldılar.

selamisehid

Selami Şehid Olduktan Sonra Kefenlenmeden Önce

Türkiye’den Bosna’ya birlikte giden arkadaşlarından Ufuk, Selami’nin şehadet anını şöyle anlatıyordu:

Benim önümde bir arkadaş, onun önünde de Selami  vardı. Aramızda en fazla on metre vardı. Biz mevzi aldık. Üzerimize, sağ tarafımızdan, doğu tarafından, ateş ediliyordu. Bulunduğumuz yer ormanlıktı ve yerde, tam dört parmak kalınlığında kuru yapraklar bulunuyordu. Bastığımızda kayıyorduk. Doğu tarafımızdan sürekli ateşe devam ediliyordu. Önümüzde mayınlı bir bölge olduğunu önceden biliyorduk. Buradan geriye doğru çekiliyorduk, tam o sırada mayınlı bölgenin Sırp tarafından, bizim bulunduğumuz bölge, ağır silahlarla taranmaya başladı. Tam o esnada ben Selami’nin tekbirlerini duydum. Selami vurulduktan sonra, arka arkaya 5 kere tekbir getirdi. Daha sonra gördüğümüzde bir kurşunla vurulduğunu anladık. Kurşunu yedikten sonra, kalan son gücüyle beş defa tekbir getirdiği anlaşılıyordu. Yanımdaki arkadaş bana bağırdı “Ufuk ! Selami vuruldu. Git O’nu al !” Ben hemen yerimden fırladım. Vurulduktan sonra geriye doğru yamaçtan yuvarlanmıştı. Yanına ulaştığımda, yüzüstü yatıyordu. Karın boşluğundan tek kurşun yemişti. Kurşun, girdiği yerin tam arkasından çıkmıştı.  Ruhunu Allah’a teslim etmişti. Biz üzülmedik, bilakis sevinmiştik. Ben Selami’yi aldım, geri hatlarımıza doğru götürüyordum. Arkamızdan  yaylım ateşine devam ediyorlardı. Aramızdan yüzlerce kurşun geçiyordu. Etrafımıza havan mermileri düşüyordu. Yaprakların üzerinden kaya kaya gidiyorduk. Üzerimize sürekli olarak ateş ediliyordu. İki kişi , kol ve bacaklarından yaralanmışlardı. Ama şehid olmak sadece Selami’ye nasib olmuştu. Saldırdığımız bir Sırp kasabasıydı. Sırplar da çok büyük kayba uğramışlardı. Selami bu şekilde şehid oldu. Konuşmadı, son sözü de, tekbir olmuştu. Bir çok arkadaş vardık. Fakat tek vasiyet eden O’ydu. Daha önce gömüleceği yeri göstererek “Beni buraya gömün” demişti.”Beyazıt’ta benim için, cenaze namazı kılın”  diyordu.

selami-yurdanbeyazit

selamiyurdanomuzlarda

selamifermanyurdanbeyazitta

Selami'nin Babası Ferman Yurdan Oğlu İçin Beyazıt Meydanı'nda

selamiyurdanmezarindatravnik1997

Selami Yurdan'ın Travnik'teki Kabri Başındayım (1997)

Bu iki vasiyeti de yerine getirildi.

Kabri Travnik Ali Baba Camii’ndedir.

Selami gibi Türkiye’den Bosnalı Müslümanların yardımına koşup, Bosna’da şehid olan Türkiyeli Müslümanları, bilgilerine ulaşabildiklerimize göre şöyle sıralayabiliriz:

01-Selami Yurdan, 22 Ağustos 1992 İlyaş

02-Edip Sadioğlu., 17 Eylül 1992, Mostar

03-Adil Balat., 17 Eylül 1992, Mostar

04-Ebubekir Arıcı, 17 Eylül 1992, Mostar

05-Bahaddin Alaslan

06-Ahmet Demirer

07-Ahmet Pınar, 28 Aralık 1992 İlyaş

08-Ramazan Çelik, 28 Aralık 1992 İlyaş

09-Renda Tosuner, 28 Aralık 992 İlyaş

10-Sait Başer   28 Aralık 1992 İlyaş

11-İlhan Atlı

12-Mustafa Çolak

13-Ali Pınarbaşı

14-Mehmet Özdemir

15-Ömer Taşar

16-Muammer Aslantaş, Haziran 1993

17-Sait  Başar, 28 Aralık 1992 İlyaş

18-Ahmet Şamil.Karaoğlu, 21 Temmuz 1995 Zavidoviç

19-Abdülmetin

20-Ebu Müslim

21-Çanakkaleli Yusuf


adilbalatMostar Şehidleri 17 Eylül 992 Bosna

17 EYLÜL 1992 günü, Bosna-Hersek’e insani yardım götürmekte olan dört araçtaki, on dört Müslüman, Sırpların havan topu saldırısına uğradı. Olayda yedi Müslüman şehid oldu. Yardım konvoyunda çeşitli ülkelerden (Mısır, Fas, İngiltere, Almanya, Endonezya, Bosna) Müslümanlarla beraber; Türkiye’den de insanlarımız bulunuyordu. Almanya üzerinden Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’e gelmiş olan konvoy; Mostar üzerinden Saraybosna’ya ulaşmak üzere, yola koyulur. Mostar’da Hırvat askerleri

Adil Balat

tarafından durdurularak aranırlar ve geçmelerine izin verilmez. Sırpların havan topu saldırısı Mostar’da meydana gelir.

Mostar’da şehid olan Türkiyeli Müslümanlar şunlardır:

Vedat Edip Sadioğlu (Bingöl) - Adil Balat (Bingöl) - Ebubekir Arıcı (Aksaray).

edipsadioglusehidAdil Balat Şehadetinden Sonra

Diğer ülkelerden şehidler ise şunlardır :

Gılam Dilahi (İngiltere) - Said Maraki (Fas) - Muhammed Ramdan (Endonezya) -  Abdullah ( George Martin - Almanya ).

adilbalatmezarmostar

edipsadioglumezari

ebubekiraricikabri

Mostar Şehidleri ile beraber olup, olayda yaralanıp gazi olan Bingöl’lü Enes Uzun ile Hırvatistan’nın Split şehrindeki devlet hastanesinde ziyaret ederek, geçmiş olsun deyip sohbet etmiştik. Bu sohbetimizi başka bir yazıya bırakıp, diğer şehidlerimizi o günlerde kendileriyle ilgili çıkan yazı ve haberlerle anlatalım:

 

Ahmet Demirer:  Ekim 1992 Travnik

Geçtiğimiz Ekim ayının son haftasında Bosna’da cihad eden Türkiye’li mücahidler, 6. şehidlerini de verdiler. İki aydanberi Bosna cephelerinden Travnik’te cihad eden kardeşimiz Ahmet Demirer, Sırpların bir havan saldırısı sırasında, aldığı şarapnel  yaraları ile şehid oldu. Şehidimizi yanında bulunan üç kardeşimiz de, yaralanarak tedavi altına alındılar. Şehid Ahmet Demirer ve arkadaşlarının Bosna’ya Avusturya’dan geldikleri bildirildi.

ahmetdemirerbosnadabirevde

Ahmet PınarŞehid Olmadan Önce Bosna'da Bir Evde

Şehid Ahmet Demirer’in aslen Amasya’nın Taşova İlçesi’nden olduğu, İstanbul Küçükçekmece’de oturan ailesinin geçim sorumluluğunu İmam Hatip öğrencisi iken, babasının vefat etmesinden sonra, üstlendiği; yaşlı annesinin ve altı kız kardeşinin bulunduğu, arkadaşları tarafından ifade edildi.

Ahmet Demirer’in şehadetinden sonra, Travnik’te defnedildiği bildiriliyor. Şehidin cenaze namazı Travnik’te, gıyabi cenaze namazları da 1 Kasım 1992  Pazar günü Viyana ve İstanbul Fatih Camii’nde kılındı.

Ahmet Demirer'in Kabri, Travnik'te Selami Yurdan'ın Kabri'nin 50-100 metre kadar uzağında bir camiavlusundadır.

ahmetdemirermezarindatravnik1997

Ahmet Demirer'in Kabrin'de 1997

İLYAŞ ŞEHİDLERİ

Sırplar, Saraybosna’yı kuşatmışlar, şehre giriş çıkış yok. Şehirde her türlü yiyecek sıkıntısı ve susuzluk çekilmekte. Acil ihtiyaçlar, bir ucu Saraybosna’nın içinde, diğer ucu da Müslümanların hâkim olduğu bir bölgeye çıkan tünelden karşılanmaktaydı. Boşnaklar, Saraybosna Sırp kuşatmasını yarmak için, zaman zaman  dışardan hücumlar düzenliyorlardı. Bunlardan birisi de 28 Aralık 1992 günü yapılmıştı. Bu saldırıda Türkiye’den giden savaşçılardan 4 kişi şehid oluyordu.

ahmetpinarvesikalikAhmet Pınar: 28 Aralık 1992 İlyaş

Ahmet, 15 Kasım 1963’te Ürgüp’ün Başdere kasabasında doğdu. Ailesinin tek çocuğu olan Ahmet, fakir bir ailenin geçim darlığı çektiği bir dönemde, doğumuyla onları sevince boğdu. İlkokulu 1975 yılında Başdere’de bitirdi. İmam Hatip Lisesi’ni üçüncü sınıfa kadar Kayseri’de, üçüncü sınıftan sonra da Nevşehir’e gelerek, hem Nevşehir Lisesi’ni hem de İmam Hatip lisesi’ni bitirdi. 1982 yılında aynı kasabadan olan Şerife bacımızla hayatını birleştirdi. Bu izdivaçtan 1983’te Zehra, 1985’de Mehmet, 1988’de Mus’ab ve şehadetinden dört ay önce babasını hiç bir zaman göremeyecek olan Bosna’lı Ahmet dünyaya geldiler. 1987 yılında askere alındı. Askerlik dönüşünde Nevşehir’e geldi ve MGV’de çalışmalara başladı. İki yıla yakın bir süre Hilal Yapı Kooperatifi içerisindeki Hilal Camii’nde İmam-Hatiplik yaptı. Bu camiye kadrolu görevli atanınca, imamlığı bıraktı. 1991 yılında İmamlık imtihanına girdi. Kazanmasına rağmen kadro verilmediğinden ötürü, göreve başlayamadı. Ancak Ahmet boş durmadı, gençlerle çalışmasına devam etti. 1992 yılında Nevşehir İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği’ni kurdu ve başkanlığını yaptı. 1 Ekim 1992 günü üç mektup bıraktı. Ve Bosna’ya gitti. Bosna’da 28 Aralık 1992’de Saraybosna kuşatmasını, dışardan yarmak için gerçekleştirilen harekâtta şehadete ulaştı.

Ramazan Çelik: 28 Aralık 1992 İlyaş

28 Aralık günü Bosnalı Müslümanlar, Sırplara karşı büyük bir operasyon başlattılar. Operasyo’nun savaşın başlamasından bu yana gerçekleştirilen en büyük harekat olduğu bildiriliyor. Çatışmalarda Çetniklere ağır kayıplar verdirildi. Müslüman kuvvetlerden (Müslümanski Snage) de 40 kişi şehid oldu. Şehidler arasında Türkiye’den giden mücahidlerden Ahmet Pınar’ın yanında bulunan Ramazan Çelik de şehid oluyordu.

Şehid Ramazan Çelik, 20 yaşlarında idi. İstanbul’da işçi olarak çalışıyordu. İslami Harekete katıldığından beri dünya Müslümanlarının acılarıyla dertlendi. Müstazaf hayatını, mustazaf halkların kurtuluşu için adadı. Mazlum Bosna Halkı’nın acıları arşa çıkarken, mücahid Ramazan yerinde duramadı. Bosna’da da sürekli “Biz buraya şehid olmaya geldik” diyordu. Saraybosna’daki Sırp kuşatmasını kırmak üzere yapılan harekât, O’na şehadet kapısını açtı. Hayatının baharında, Sırp faşistlerine boşalttı şarjörlerini. Şehid Selami’nin düştüğü yerde, O da mübarek kanı ile Bosna’ya hayat veriyordu. Hepimizin varacağı yere O, pırıl pırıl bir genç olarak, Allah’ın ve Peygamberin övgüsüne kavuşmuş olarak ulaştı.

“Yüzler vardır, ışıl ışıldır, müjdenin sevinciyle gülümser.” ilahi sözüne mazhar oldu.

ahmetpinarveramazancelikkabriarnautimezarligi

Ahmet Pınarve Ramazan Çelik'in Kabirleri Arasında 1997


rendatosunerRenda Tosuner: 28 Aralık 1992 İlyaş

28 Aralık günü gerçekleştirilen operasyonda şehid düşen Müslümanlardan birisi de Renda Tosuner idi. 33 Yaşındaki Renda’yı, Bosna’lı mücahidler  Ümran ismiyle tanıyorlardı. Renda Tosuner, Türk asıllıydı ve Amerika’da mimar olarak çalışıyordu. Evli ve iki çocuk babasıydı. Renda’nında şehadetiyle, Bosna’da şehid düşen Türkiyeli Müslümanların sayısı, 10’a yükseldi.

 

 

Said Başer: 28 Aralık 1992 İlyaş

1963 Nevşehir doğumlu olan Sait, 28 Aralık 1992 günü İlyaş bölgesinde şehid düştü. Şehid düştüğü mıntıkanın, Sırp bölgesi olması hasebiyle cesedi, Müslümanlar tarafından alınamadığı için, Sırpların  eline geçmişti.  Sırplarla görüşmeler neticesinde, şehadetinden 1.5 ay sonra, değişimle cesedi alınabildi. Aradan 1.5 ay geçmesine rağmen, cesedinin henüz bozulmadığı, arkadaşları tarafından ibretle görüldü.

Nevşehirli olan Said kardeşimiz, hastalıklı idi ve İstanbul’da tedavi görmekteydi. Ailesine Almanya’ya tedaviye gidiyorum diyerek Bosna’ya cihada geldi. Sıhhati çok bozuk olmasına rağmen, devamlı olarak kardeşlerinin yardımına koşardı. Bosna’ya geldikten sonra, devamlı olarak “Ben buraya geldikten sonra şifa buldum. Cihad, beni tedavi etti” diye, söylerdi. Operasyona katılmayı çok severdi. İlyaş’ta katıldığı son operasyon sırasında, önünde bulunan iki Türkiye’li kardeşimiz, Ahmet Pınar ve Ramazan Çelik’in şehid olduğunu görmesine rağmen; ayakta, siper almadan Sırplara öyle bir saldırdı ki, mermiler sağından solundan vızır vızır geçmesine rağmen; O, Sırplar’a doğru, korkusuzca ilerlemeye devam ediyordu. Arkadaşları, arkadan devamlı olarak “sipere yat, siper al, gizlen” diye bağırmalarına rağmen, O ilerliyordu. Bir ara arkadaşları O’na yetiştiler. Arkadaşları, durumu anlattıklarında onlara “Kafirler gözüme o kadar ufak göründüler ki, karşımda tank olsa yine de aynısını yapardım” diyordu.

Bu son operasyonu olmuştu. Çünkü, Müslümanlar, adeta yeni bir Uhud yaşamışlardı. Arkalarından destek kuvvetler gelmeyince, Sırplar’a hava desteği de ulaşınca, geri çekilmek zorunda kalmışlardı.

saidbaserahmetdemirerkabrinde

Said Başer (Sağda) Ahmet Demirer'in Kabri Başında


Mustafa Çolak: Nisan 1993

Şehid Mustafa Çolak, 7 Mayıs 1993 günü, memleketi olan Adapazarı’nın Karasu İlçesi’nde, giyabî cenaze namazı kılındı. Ocak ayında Bosna’ya gittiği bildirilen Mustafa Çolak’ın, gıyabî cenaze namazına katılanların bir hayli fazla olduğu dikkat çekiyordu.

O gün Karasu’nun sokakları, Şehid Mustafa Çolak’ın afişleriyle donatılmıştı. Şehidin arkadaşları tarafından hazırlanan pankartta ise: “Ey Şehid ! Yolunu Sürdüreceğiz.” ifadesi göze çarpıyordu. Şehidin resminin bulunduğu bir bez pankartta da, şehidin “Ya Bosna kurtulur gelirim, ya da şehid olurum” sözü yer almaktaydı. Merkez Camii İmamı tarafından kıldırılan gıyabî cenaze namazı sonrasında, tekbirler getirilerek,  merasim sona erdi.

İhan Atlı: 17 Nisan 1993

ilhanatliİlhan’ın babası İrfan Amca, oğlunu şöyle anlatıyordu: “1969’da Bursa’ya bağlı Turan Köyü’de doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra okula gitmedi. Kendi tarlamızda, çiftçilikle uğraşıyordu. 1992’de, 1969’un son tertibi olarak askerden döndü. O zaman da Bosna Hersek katliamı başlamıştı. Oğlum çok takvalı bir insandı. Üç aylar orucunu hiç bırakmazdı. Bosna’da bile üç aylar orucunu tuttuğunu duyduk. Çocukları da çok severdi. Askerde iken köyün bütün çocuklarına kart gönderirdi. İnsanları severdi. Yolda gelip geçen bütün insanlara selam verirdi.”

Bosna’da şehid olan İlhan Atlı için, 30 Nisan Cuma günü, Bursa iline bağlı Turan Köyü’nde gıyabi cenaze namazı kılındı. Tüm köy halkının katıldığı gıyabi cenaze namazına, Bursa’dan ve çevre illerden çok sayıda Müslüman da iştirak etti. Günün erken saatlerinden itibaren köye gelmeye başlayan ziyaretçiler, şehidin babası ve ailesi ile sohbet ettiler.

Cuma namazının ardından şehidin silah arkadaşlarından biri gıyabi cenaze namazını kıldırdı. Namaz bitiminde cami kapısına, Şehid İlhan Atlı’nın, dev bir posteri asıldı. Pankart altında toplanan kalabalık, salavat ve tekbir getirerek sloganlar attılar. Burada şehidin silah arkadaşlarından bir mücahid, konuşma yaptı. Konuşmasında “İslam şehidlerinin, dünya müstekbirlerine karşı verilen mücadelede, Müslümanlar için yol gösterici olduklarını, onların yolunu izleyen Müslümanların, er ya da geç zafere ulaşacaklarını” belirtti. “Allah için canını veren şehidlerin, vatan kavramını tüm dünya olarak algıladıklarını, dünyanın neresinde zulme uğrayan bir Müslüman varsa, onlara yardım elini uzatmak için oraya koştuklarını” söyledi.

ilhanatliafisi

Bosna’da şehadetle kucaklaşmış Müslümanların ilki olan, Şehid Selami Yurdan’ın babası Ferman Amca da, bir konuşma yaptı. Ferman Amca konuşmasında “Şehid İlhan’la yol arkadaşlığı yaptığını” belirterek şunları söyledi. “Müslümanların etrafındaki çember daralmaktadır. Bizler İslam’ı yaşamazsak, çocuklarımızı İslam üzere yetiştirmezsek, Bosna’daki Müslümanların başına gelenler, bizim de başımıza gelecektir. İslam’ı yaşayalım ve çocuklarımızı bu şekilde eğitelim.

Konuşmalardan sonra program, şehidlerin ruhuna okunan Fatiha’larla son buldu. Ardından şehidin babası İrfan Atlı, herkesi hazırlanan şerbeti içmeye ve pilav yemeye davet etti. Bu arada kalabalık hakkında fikir vermesi açısından, bin adet pilav tabağı güçlükle yettiğini belirtelim. Yine de köy halkı dahil olmak üzere herkes, dağıtılan pilavdan fazlasıyla nasibini alıyordu. Daha sonra, Bursa’dan ve çevre illerden gelen Müslümanlar, şehidin ailesiyle vedalaşarak köyden ayrıldılar.

ilhanatlininmezarinda1997

İlhan Atlı'nın Kabri'nde 1997


Ali Pınarbaşı: 1 Haziran 1993

alipinarbasivesikalikK. Maraş’ın Türkoğlu İlçesi’nin Yeşilyöre Kasabası’nda 1971 yılında dünyaya gelen şehid kardeşimiz Ali Pınarbaşı, ilk öğrenimini babasının müezzinlik yaptığı Türkoğlu İlçesi’nde tamamladı. İmam Hatip Lisesi’ni tercih eden kardeşimiz, 1989 yılında K.Maraş İmam Hatip lisesi’ni bitirdi ve aynı yıl Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne kayıt yaptırdı. İlahiyat Fakültesi 3. sınıfta iken, Bosnalı Müslümanların uğradığı zulme dayanamayarak, cihada fiilen katılmaya karar verdi. On ay kadar Bosna’da  Sırp ve Hırvat zulmüne karşı, kardeşlerinin yanında, omuz omuza mücadele veren kardeşimizin özlediği gerçek hayata hicret ettiği muştusu geldi.

Mücahid kardeşimiz Ali Pınarbaşı’nın şehadet haberi üzerine K.Maraş’lı Müslümanlar, 19 Haziran 1993 Cumartesi günü, Ulu Camii’de ikindi namazını müteakip, gıyabî cenaze namazını kıldılar. Kalabalık bir katılımla kılınan cenaze namazından sonra, şehidimizin babası Hüseyin Pınarbaşı kısa ve anlamlı bir konuşma yaptı. “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, hakikatte onlar diridirler. Fakat siz anlamazsınız.” ayeti kerimesini okuyarak, şehadetin önemine değindi Bu manzaradan çok duygulanan kalabalık, çeşitli sloganlar atarak sessizce dağılmışlardır. Daha sonra gruplar halinde, şehid ailesini tebrik edildi ve topluluk sessizce dağıldı.

Mehmet Özdemir: 1Haziran 1993

Marmara Ün. İlahiyat Fakültesi öğrencisi Ali Pınarbaşı için K. Maraş’ta, Konya Selçuk Ün. Eğitim Fak. öğrencisi Mehmet Özdemir için Nurdağı’nda giyabi cenaze namazları kılındı.

Bosna Hersek’te Hırvatların ve Sırpların Müslümanlara karşı açtıkları ortak savaş, tüm şiddetiyle devam ediyor. Yürütülen imha harekâtına karşı, Müslüman halkın direnişi sürüyor. Batı dünyasının desteği altında saldırılarını sürdüren Sırp ve Hırvat güçler, İslam dünyasındaki hükümetlerin kaygısızlığından da istifade ediyorlar.

Dünyanın her yerinden, Bosna’daki savaşa katılan Müslüman kuvvetler de, şehid vermeye devam ediyorlar. Mazlum ve Mustazaf halka yardım etmek, kafirlerin de gücünü kırmak için, cepheye koşarak şehid olanlara, Türkiyeli iki Müslüman daha katıldı.

Birisi Konya’dan, diğeri ise Kahraman Maraş’tan, Bosna cihadına katılan iki kardeşimiz şehid düştü.

Mehmet Özdemir, Gaziantep’in Islahiye-Nurdağı nüfusuna kayıtlı, Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde coğrafya öğrencisi idi. Haziran ayında katıldığı bir operasyonda şehid oldu. 18 Haziran 1993 Cuma günü, Konya’da kılınan gıyabi cenaze namazına, kalabalık bir halk topluluğu katıldı. Namazdan sonra Müslümanlar; Sırp, Hırvat ve BM zulmünü kınayan sloganlar attılar.

Ömer Taşar: 1 Haziran 1993

Şehidimiz Ömer Taşar, Mayıs ayının başında başladığı Bosna Hersek yolculuğunu, önceki gün Karaman’da noktaladı. Mayıs ayının ilk günlerinde, Bosna Hersek’teki kardeşlerine ilaç götürmek ve onların saflarında; tarihin kaydettiği zulümlerden birini irtikap eden Sırplar’a karşı savaşmak ve şehid ya da gazi olabilmek umuduyla, Bosna Hersek’e giden Ömer Taşar, Saraybosna’da tepelerden kalleşçe dürbünlü tüfeklerle ateş eden, Sırp Sınaypırlarından birisi tarafından vuruldu ve Saraybosna Üniversitesi Travmotoloji kliniği’nde yapılan müdahaleye rağmen, şehadet şerbetini içti.

omertasarvearkadasi

Ömer Taşar (Arkada) ve Bir Arkadaşı

Ömer Taşar’ın cenazesi, TC. Saraybosna Büyük Elçisi muhterem Şükrü Tufan’ın ve takdire lâyık gayretleriyle, önce Zagreb’e ve oradan da arkadaşlarımız vasıtasıyla, İstanbul’a getirildi.

omertasarcenazenamazi

Ömer Taşar'ın Cenaze Namazı

Bağcılar Belediyesi’nin yardımları ile Karaman’a sevk edilen kardeşimizin cenazesi, Cumartesi günü ikindi namazını müteakip, Yunus Emre Camii’nde kılınan namaz sonrası, Kızlar Türbesi Mezarlığı’nda toprağa verildi. Cenazeye başta RP milletvekilleri A. Remzi Hatip, Abid Kıvrak, Dr. Mustafa Ünaldı, PR MKYK üyeleri Ali Güneri, Yakup Budak, Konya Büyük Şehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Halil Ürün, Konya RP İl Başkanı Zülfikar Gazi, Karaman RP İl Başkanı Faik Çavuşoğlu, Karaman Belediye Başkanı Yaşar Evcan ve Karaman Asayiş Şube Müdürü Esat Sevinç olmak üzere çok sayıda vatandaş katıldı.

Şehidimize Cenab-ı Hakk’tan rahmet, ailesi, yakınları ve camiamıza sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.

Muammer Aslantaş: 1 Haziran 1993

muammeraslantasvesikalikBosna’da şehid olan Türkiye’liler kervanına bir yenisi daha katıldı. Muammer Aslantaş. Bosna’lı kardeşlerine yardım amacıyla cepheye gelmişti. Kardeşimiz Haziran ayında, Hırvat milislerle girdiği çatışmada şehid oldu.

Aşağıda okuyacağınız satırlar, şehidin arkadaşları tarafından hazırlanmıştır.

“Uykularımda, hayallerimde hep şehidlik var. Acaba Allah (cc) bana bu yüce mertebeyi nasib edecek mi?”

1972 yılında, Kayseri Erkilet’in Kuşcu Köyü’nde  dünyaya gelen şehidimiz, İlkokulu köyünde tamamlamış, ortaokul ve liseyi ise Kayseri’de bitirmiştir. 1991 yılında Meslek Lisesi Metal İşleri’nden mezun olmuştur. Okul hayatı, tamamen hayat şartlarıyla mücadele içerisinde geçmiştir. Okulun son dönemlerinde ise, kendisini tamamen değiştirecek, kendisine yeni bir dünyanın kapılarının açılmasına yardımcı olacak arkadaşlarıyla tanışmıştır. Sonraları Kur’an tilavetine çalışmış, daha sonra kolları sıvayarak, fıkıh öğrenmeye başlamıştı. Sohbetlerde kendisini yetiştirmek için büyük gayretler sarf etmişti. Kötülüğe, zulme, haksızlığa hiç tahammülü yoktu. Müslümanlara karşı ne kadar merhamet duygularıyla yüklü idiyse, kafirlere karşı aynı şekilde kükreyen bir aslan gibi idi. İslam’dan taviz vermeyi asla kabullenmeyen şehidimiz, kısa zamanda bir dava arkadaşı, gönül arkadaşı olmuştur.

“Bu dünyada zulüm ile kan içenler, mahşer gününde kahır ile irin içeceklerdir”.

Evet bu sözler, O’nun hedefini, bütün düşüncelerini ifade etmeye yeterdi. Bu dünyada kan verenler kevser içeceklerdir. Kevser ve irin... Bu iki alternatif arasında elbetteki tercih, Kevser olacaktı.

“Biz bu dünyaya Allah’ın davası için geldik. Bu dava ise cihadla yol alır. Cihad ise zulmü kaldırmayı hedefler. Hedefe ulaşmak için ise, mal verilir, can verilir. Müslüman verirse canını, ancak bu yolda verir”.

Artık sözleri kendisine yaşam olmuştu. Bunun bilinciyle ayrılmıştı Türkiye’den. O Bosna’ya gidiyordu. O zafere, kurtuluşa, aydınlığa, cennete gidiyordu. Zorlu bir yola çıkmıştı. Azığı iman, kılavuzu Kur’an, hedefi küfrü imha, umudu ise şehadetti. O her zaman cesurdu, her zaman ön saflardaydı. Her görevde canla başla öndeydi. O yine öndeydi. Çok özlediği, uykusuz kaldığı rüyalarına girdi. Sevdasına bir kurşunla kavuşmak üzereydi. Ve beklediği an gelmişti. Rabbi O’nu huzura çağırıyordu. O’nu seçip çıkarmıştı, dünyanın bin bir türlü pisliğinden. O’nu karşılayacak, O’nu alkışlayacak, ismini zikredecek huriler hazırlamıştı. Hepsinden önemlisi, bütün lütufları borçlu olduğu Rabbine kavuşuyordu Muammer. Her zaman O’nu önder kabul edip, yolunu izlediği komutanına kavuşuyordu. Nebisine, sevgilisine kavuşuyordu Muammer’imiz. Geride şehid annesi ve babası, kardeşleri ve O’nun yanına bir an evvel kavuşmak isteyen arkadaşları. Ve kardeşlerine şu mesajı bırakıyordu: “Yeryüzünde en güzel sistem İslam’dır. Sakın ha bu sistemi mal korkusundan, can korkusundan çakallara parçalatmayın. Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Sonra hakkınızla beraber, Müslümanlık şerefiniz de gider”.

Ebu Müslim: 1 Ocak 1994 Vitez

Aslen Şanlı Urfa’lı olan Müslim Ağabey, İngiltere’de ikamet ediyordu. Evli ve iki kız çocuğu vardı. Tek düşüncesi şehid olmaktı. Müslim Ağabeyi bir cephe arkadaşı şöyle anlatıyordu:

Müslim Ağabey, çok asabi birisiydi. Fakat, aynı zamanda kendisini hemen affettiren, bir yapıya da sahipti.

Bir gün bizleri Biyolobiçi’de operasyon var diye topladılar. Bizim Türklerin komutanı o zaman Ali Pınarbaşı idi. Emir “Türkler’den 7 kişi operasyona katılacak” dedi. Müslim Ağabey’den eski olmama ve üstelik O’nun yaşlı olmasına rağmen, beni almayıp Müslim Ağabey’i aldı. Ben Müslim Ağabey’e “Ağabey, cihada ben senden önce geldim, bu operasyona gitmek benim hakkım. Senin yerine ben gideyim” dedim. Giderdin, gitmezdin  diye bayağı tartıştık. Tartışmanın sonunda O, operasyona gitmek için bizden ayrıldı. 5-10 dakika sonra, tüm mücahidler geri döndü. Müslim Ağabey de, gülerek yanıma gelip bana sarıldı. Kucaklaştık, helalleştik.

ebu-muslimgirecek

Biz Türkler Müslim Ağabey diye çağırırdık, diğerleri ise O’na EBU MÜSLİM derlerdi. Müslim Ağabey, tüm operasyonlara katılmak isterdi. Bir operasyon öncesi, o zamanki Emir Ebu Ubeyde, operasyona katılacakları seçti, seçilenler arasında Müslim Ağabey yoktu. Bu O’nun çok zoruna gitti. Komutanın yanına gitti. Yalvardı, dil döktü, yine de seçilmedi. Aracılar gönderdi, ağlayıp sızlamaya devam etti, yine de seçtiremedi. İki gün ağladı. Hatta operasyon bitip, arkadaşlar dönmesine rağmen, O hâlâ ağlıyordu.

Bir operasyon sırasında kolundan yaralandı. Doktorlar, kolundaki kırıkların ancak 6 ayda iyi olacağını, söylemelerine rağmen, kolu 45 gün içinde, maşallah tamamen iyileşmişti. Kolu sarılı iken bile, bileğini çalıştırıyordu zaten.

Hastaneden yeni çıkmıştı. Mücahidlerin o günlerdeki operasyon komutanı,  Mısırlı Vahyüddin yeni operasyon için mücahidleri seçiyordu. Ebu Müslim’i, yeni hastaneden çıktığı için seçmemişti. Müslim Ağabey, emirin yanına giderek yalvarıp, yakarmaya başladı. Sonunda, kendisini operasyon timine seçtirmeyi başarmıştı.

1994 yılında Vitez’in alınması için, yeni bir operasyon yapılacağı söylendi. Operasyona hemen hemen hepimiz katılacaktık. Çünkü büyük bir operasyon idi. Operasyonun bir gece öncesi aniden uyandım. Baktım Müslim Ağabey ağlıyor. “Neden ağlıyorsun Müslim Ağabey?” diye sordum. “Rüyamda Rasülullah ve sahabesini gördüm. Beni öne itti ve ‘Sen imam ol, biz üçümüz cemaat namazı kılacağız’ dedi, tam o anda uyandım” diyerek rüyasını anlattı. Rüyasında gördüğü Rasülullah’ın özellikleri, Şemail-i Rasül’deki özelliklerin tıpa tıp aynısıydı.

Operasyon sırasında bir köye girildi. Köyün arka tarafındaki tepeler fark edilmemişti. Mücahidler, birden hilal şeklinde bir muhasaraya tabi tutuldular. Müslim Ağabey tam o esnada, yere çömelmiş, elinde silahı, sağı solu kolaçan ederek, yukarıdaki tepelere bakıyordu. O anda gelen bir kanas mermisi, sağ böğründen isabet etti. Geriye doğru düşerken Tekbir getiriyordu. O anda şehid olmuştu. Müslim Ağabey’in cesedini alamadan, köyden çıkmak zorunda kaldık. Cesedini 4 ay sonra değişim sırasında alabildik. Vücudu hâlâ taze ve yaralarından kan akıyordu. Kiselyak’ta yaralandığında, hastanede yanına gelenlere “Birinci nişanı aldık. inşallah şehadeti bekliyoruz” derdi. Zaman zaman da “Ben çok günahkârım. Beni ancak şehadet temizler” derdi. O çok çalıştı. Günahlarına keffaret olması için, şehadeti çok aradı ve sonunda buldu.

Abdülmetin:

abdlmetinŞehadet tarihini tespit edemediğimiz Abdülmetin ile ilgili bir arkadaşının yazdıklarını paylaşalım:

Tahtın, şehidlerin tahtıdır inşaallah Metinim. Abdülmetin, canım kardeşim, hoş Müslüman, cihad eri Müslüman. Yürüyen, yaşayan şehidim, Abdülmetinim. Abdülmetin kardeşimizi Boşnak Müslümanların arasında tanıdım. Bedenen zayıftı ama, kale gibi cesareti ve yüreği vardı. Yüreğini koymuştu Allah yoluna. Bedenini koymuştu bu davaya. O da, Abdullah Azzam gibi, bu davanın kansız, cansız ve sakat insan olmadan, hakim olamayacağına inanıyordu. Sabırtaşı Abdülmetin. Takvayı bir insan üzerinde, ancak bu kadar görebilirdik.

Buraya Almanya’dan gelmişti. Evli ve iki çocuk babası idi. Tam bir mücadele adamıydı. Allah’a Ve Rasulüne imanını, hiç bir şey sökemezdi O’ndan. Bize sohbet eder, bizi şehadete hazırlardı. O, bir örnekti bize.

Abdülmetin kardeşimle, yaklaşık 3 hafta beraber olabildik. Son hafta operasyona giderken, bir taraftan O’nu kırmamaya çalışıyor bir taraftan da “Gitme Abdülmetin Abi, sen gidersen, kim bize tercümanlık yapar?” diyorduk. Ama O, Sivas lehçesiyle  “Gideyum arkadaşım” diyordu. Benim O’na tek verdiğim şey, küçük bel çantasıydı. Abdülmetinimle beraber toprağa giren bel çantası. O, arabaya binip yola çıkacağı sırada, benim gözlerim doldu. Şöyle düşünüyordum “Allah, bu yürüyen şehidi, bizim aramızdan almaz. Buna bizim ihtiyacımız var” Ama O, gidiyordu. Yüreğim de O’nunla beraber gitti. O şehid oldu, inşaallah benim yüreğim de. Gittiği günden 7 gün sonra haberini alabildik. Operasyon biteli, 4 gün olmuştu. Herkes benden Abdülmetin’i soruyordu. Bense ne yapacağımı şaşırmıştım. Yüreğim, bir yanardağ gibi yanıyordu. Allah O’nu bana böyle sevdirmişti. Abdülmetin’in katıldığı operasyondan, Müslümanlar zaferle çıkmışlardı. Elbetteki zafer, er ya da geç Müslümanların olacak. Allah’ın vadi gerçekleşmişti. Allah meleklerini mücahidlere yardıma gönderiyordu. Bir mücahid rüyasında peygamberimizi görür. Peygamberimiz “Bosna’daki cihad hakktır, ben oradaki mücahidlerden memnunum” der. Böyle bir zamanda, Abdülmetin’i de kazandık. O’nu da inşallah, cennetliklerin safında göreceğiz.

ersoytekinveabdlmetin

Ogaden Şehidi Ersoy Tekin (Sol başta) ve Abdülmetin (Sağ Başta)


Hakk yolunda kan akıtan Metinim, şehadetin mübarek olsun.

Abdülmetin, şehadetinin dördüncü gününde bulunabildi. O’nu bulan mücahid, bizlere şunları anlattı: Vurulduğu yerle, bulunduğu yer arasında, en az 30 m. vardı. Dik bir tepedeki Sırplar’a hücum ettiğimiz anda vurulmuştu. Üzerine baktığımızda, Sırplara ancak 13-14 mermisini atabildiğini, kullanabildiği görmüştük. Abdülmetin’in şehadeti, tam kendi istediği gibi gerçekleşmişti. İki kaşının tam ortasından vurularak en sevgiliye kavuşmuştu. O operasyona giderken dilindeki marşı, O’nu daha güzel anlatıyordu. Abdülmetin’i tanımayan yoktu. Herkes O’nu çok iyi tanıyordu. O’nun dilinden düşürmediği marşını da:

Şehid tahtında rabbe gülümser.

Ah binlerce canım olsaydı der

Şehid tahtında rabbe gülümser

Canım bedeli bir sofrada yer. diye devam eden marşı. Ve Mekke ilahisini de. Tüm mücahidler bu marşı ezberlemişti. Kimi Türkçesini, kimi Arapçasını, kimi Boşnakçasını. Abdülmetin, tüm mücahidlerin kalbine taht kurmuştu.

Şehadet senin olmayacaktı da kimin olacaktı Metinim?

Allah, şehadetinle, onlarca kişiye hidayeti vesile etti.

Senin yolun kutlu yol. Bu yol hakk yol.

Abdülmetinim seni de kazandık.

Allah şehadetini kabul eylesin.

Seni Firdevsi âlâ’da göreceğiz inşaallah.

Selam sana ve senin yolunu sürdürenlere.

Çanakkaleli Yusuf:

canakkaleliyusufYine şehadet tarihin tespit edemediğimiz bir şehidimizi, arkadaşının anlattıklarından öğrenelim:

Konuştuğum, gezdiğim, aynı kaptan yemek yediğim ve bir haftalık süren bir arkadaşlığım oldu, Çanakkaleli Yusuf’la. İlk defa, bir hafta boyunca, her namazdan önce ve sonra, Kur’an okuyan ve ağlayan bir arkadaşım oldu. Bir haftanın sonunda; sanki, yirmi yıllık arkadaşmışız gibi, ayrılırken gözlerim doldu. Gözden kayboluncaya kadar, şehadet parmağım havada kaldı. İçimde anlatılmaz bir huzursuzluk baş gösterdi. Sanki belliydi bir daha görüşemeyeceğimiz. Yusuf’um gitti. Yusuf’la Bosna’da tanıştım. Bir haftalık beraberliğimiz oldu. Ayrılırken ağlıyorduk. Sanki az ötede ikimizde kaybolacaktık. Ömrümde bizzat sarıldığım ve tam 4 gün sonra, şehadet haberini aldığım ilk Müslümandı. Ayrılırken Yusuf’un gözleri yaşlıydı. İçinde, dışına vuramadığı bir acısı vardı sanki. Ben o acıyı biliyordum. Bosna’ya gideceğini, anne ve babasına söylediğinde, annesinden ve babasından olmuştu. Anne ve baba bir tarafa; Allah ve Rasulü bir tarafa diyerek gelmişti Bosna’ya cihada. Bu üzüntüsünü, O’nunla paylaşmaya çalışıyorduk, ama teselli edebiliyor muyduk? Hayır. O’nun, Yusuf’un gözleri bundan dolayı hep yaşlıydı. Kalbindeki acı, gözlerinden yaş olarak çıkıyordu. Yusuf’um, yiğit Yusuf’um... Allah senin şehadetini kabul eyleyip, Firdevsi Âlâ’ya yerleştirsin.

Yusuf’umun şehadeti, yanındakilerden öğrendiğime göre şöyle gerçekleşmiş:

Yusuf ve yanındakiler, bir hendekte bekliyorlar. Çatışma bir taraftan sürüyor. İsmini hatırlayamadığım, fakat şu anda gözümün önünde olan, İngiltere’li bir mücahidi bacaklarından vuruyorlar, oracığa yığılıyor. Kurşunlar yağmur gibi yağıyor. Kurşunlar toz kaldırıyor Bosna topraklarından. Yusuf, bu kardeşe 25-30 m. uzaklıkta. O kadar kurşunun arasında, kendini o Müslümanın yanına atıyor. Yaklaşık 100 kg. ağırlığındaki mücahidi sırtına alıp, hendeğe dönmeye çalışıyor. Tam o esnada Sırplar’ın kurşunlarına hedef oluyor.  İşte böyle gerçekleşiyor, gözü yaşlı Yusuf’umun şehadeti. Ukbe BİLAL

Ahmet Şamil Karaoğlu: 21 Temmuz 1995

ahmetsamilvesikalikBabası Süleyman Amca, oğlu  Ahmet Şamil’i şöyle anlatıyordu:  Karaman’ın Otuz evler semtinde, 08.10.1973 de dünyaya geldi. Çocukluk günleri, çok sağlıklı; durmak, yorulmak bilmeyen bir hareketlilikle geçiyordu. Bir yaşındayken Almanya’ya geldik. Stuttgart’a yakın oturuyorduk. Talebelik yılları başladı. 7. sınıfa geldiğinde, Cemaleddin Hoca’nın medreselerinden birisine de kaydettirdik. Afganistan cihadına katılmayı çok arzuladı. Lâkin kavganın kurallarını henüz bilmiyordu, öğrenmesi gerekiyordu. Hiç olmayan boş zamanlarını, atış poligonlarında ve yüzme havuzlarında değerlendirirdi. Böylece dolu dolu geçen bir tahsil hayatı sonunda, Makina ve Torna-Freze Teknik bölümünü bitirdi.

Bölgemizde bulunan cemaatin de katkısıyla, bir cip temin edildi. Oldukça önemli miktarda ilaç, gıda ve giyecek toplandı. Tırlara yüklenen malzemeyle, Bosna’da faaliyet gösteren bir vakfın himayesinde, yanında cihad arkadaşı Ensar, Adriyatik üzerinden Bosna’ya gitmek üzere, 1994 Kasım ayının bir gecesi saat 12.00 sularında, Almanya’dan yola çıktılar.

Askerlik sonrası, Bosna’ya gidene kadar, fizik ve psikolojik olarak kendisini cephe şartlarına hazırladı. Normal yatakta yatmaz, yerlerde soğuk sıcak, nasıl denk gelirse, öyle yatardı. Eve pek az gelirdi. Zamanının büyük bir çoğunluğunu, camide geçirirdi. Anne, baba olarak biz ve eşi, bu konuda kendisine tamamen destek verdik. Bosna’ya gittikten sonra, operasyonlara ara verildiği zamanlarda; zaman zaman, mücahid birliğinin ihtiyaçları için, Almanya’ya gelirdi. Alman pasaportu olduğundan, kontrol noktalarından kolaylıkla geçermiş. Her gelişinde bizlere, “Mücahidler içerisinde en huzurlusu olduğunu” söylerdi. Çünkü, arkadaşlarının içerisinde, kendisi gibi, ailesi tarafından tam bir rıza ile; bavulu hazırlanıp, cihada uğurlanan kimse olmadığını, iftiharla anlatırdı.

ahmetsamilbosnayagiderken

Ahmet Şamil (Solda) Bosna Hazırlıkları Döneminde bir Arkadaşıyla

Rosen Heim’deki İHH görevlisi ile birlikte, bir dizel minibüs ve ciple tekrar cihad yoluna düştü. Ve bir gün sabah namazının akabinde çalan telefonu “hayırdır” diyerek hanım açtı. Telefon mücahidlerden gelmişti. Ahmet Şamil ve arkadaşlarından selam söylüyorlardı. Hanım “Şamil’ime söyleyin, son bir defa gelsin göreyim” demişti. Telefondaki ses “Şamil buraları çok sevdi, gelemez” dedi. Hepsi buydu. Ana yüreği dayanamaz, diye şehadet haberini verememişlerdi. Akabinde gelen telefondan 21 Temmuz Cuma günü sabah namazını müteakip, akitlerini tazeleyen mücahidler (Moskovanın namusu) denen Zavidoviç çevresindeki Humka Tepeleri’ne başlattıkları operasyonda, şehid düştüğü haberini aldık. Sanki beklenen bir haberdi. Öylesine kanıksamıştık ki, hazırdık. İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn diyebildim. Hanım ve çocuklarım “yoksa” dediler. “Evet müjde geldi” dedim. Müjde gelmişti. Sessiz bir gözyaşı düştü gözlere. Üç yaşındaki kızım “Anne niye ağlıyorsun? Ağabeyim seni meleklerle beraber cennette bekleyecek” diyerek sessizliği bozdu. İnşaallah Rabbim bizleri sabreden ve şükredenlerden bulacaktır. Kapı çalındı. Kapıyı açtığımızda, bir kaç gündür evde olmayan ikinci oğlum karşımızdaydı. Garip bir hali vardı. “Bir şeyler sezdim. İçimden bir his eve gitmemi emretti, geldim. Hayırdır” deyince; “Ağabeyin muradına erdi. Kaldığı yerden sen devam edeceksin, hazırlan” diyerek sarıldım. Birlikte ağlamaya başladık.

Son operasyonlarda Sırplar’ın tek hakim noktaları olan Humka Tepeleri mücahidlerin eline geçmiş. Tuzla’ya kadar olan 200 km. lik bir alan, Sırplar’ın elinden alınmış. Bosna’da savaş bir dönem bitmişti. Ferhad’ım da, bir kaç ay sonra Bosna’dan dönmüştü.

Bu arada muhtelif yerlerden mübarekeye gelenleri misafir ettik. Bosna’dan gelenler arasında Adem Hadzic de vardı.

Daha sonraları ailecek Bosna’ya gittik. Şehidimizin arkadaşlarıyla görüştük. Ve kendilerinin hazırlayıp gömdükleri mezarlarda yatan, aynı operasyonda şehid olan mücahidlerin de ruhlarına, fatiha ikram ettik. Allah rahmet etsin.

ahmetsamilkaraoglumezari

Ahmet Şamil Karaoğlu Kabri

 

Tüm Şehidlerimiz için El Fatiha...

 

konyalilar.org

Copyright © 2010 Sehidlerimiz.com  -Sitedeki her türlü materyalin, içeriğin ve görsellerin her hakkı saklıdır, izinsiz kullanılamaz.

Please publish modules in offcanvas position.