BİR AYET

“Küçümseyerek, insanlardan yüz çevirme! Ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zîrâ Allâh, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri, aslâ sevmez! Yürüyüşünde tabiî ol! Sesini alçalt!..”      Lokmân Suresi, 18-19.

BİR HADİS

“Sadaka, maldan bir şeyi azaltmaz. Allahu Teâlâ, bir kulun şerefini (başkalarını) affı sebebiyle, mutlaka yükseltir. Allah için tevâzu eden kimseyi de, mutlaka yükseltir.”  Müslim, Birr, 69

sehidlerimiz

DAVUT AYZİT

User Rating: 0 / 5

Star InactiveStar InactiveStar InactiveStar InactiveStar Inactive
 

Davut Ayzit                22 Eylül 1992 Diyarbakır

 Bağıvar’da Ölümsüzleşenler

Geçtiğimiz 22 Eylül 1992 gecesi, Diyarbakır’ın Ka’bi (Bağıvar) nahiyesi’nde altı Müslümanın, kaçırılarak kurşuna dizilmesi ve üçünün şehid olması olayını, önceki sayımızda duyurmuştuk.

Rabbimiz Allah’tır denildiği için ölmek:  “Burçlar sahibi, gökler, va’dedilen gün Cum’a ve Arefe hakkı için, Ashab-ı Uhdud la’nete uğradı. Yalazlı ateşçiler. Hani onlar ateşin çevresinde oturmuşlar ve mü’minlere uyguladıkları işkenceyi seyrediyorlardı. Mü’minlerden intikam almalarının sebebi, sırf göklerin ve yerin maliki aziz ve hamid olan Allah’a inanmaları idi. O, her şeyi görür.”

“Erkek-kadın mü’minlere eziyet ve işkence edip de, sonradan tevbe etmeyenler için cehennem azabı, ateşte yanma azabı vardır.”

İnkar edenler, tarih boyunca iman edenlere işkence etmiş, öldürmüş veya yurtlarından sürmüşlerdir. Bu olayın bir benzeri de, Diyarbakır’a bağlı Bağıvar Nahiyesi’nde yaşandı. Tarihi seyrine devam eden iman kervanı, Bağıvar’da üç şehid daha kazandı. Oturdukları kahveye, birilerinin bakıp bakıp gitmesi, nedense hiç bir kuşku uyandırmamıştı.  Ve o kişi son bir kez bakıp gitti. Az sonra, saat 20.30 da, ellerinde otomatik silahlarla, altı kişi dalıverdiler içeriye. PKK’lı olduklarını söyleyerek kimlik kontrölü yapmaya başlamışlardı. Formalite icabı bakılan kimlikler, ellerindeki isim listesini tutuyordu. Sonra Hacı Toprak, Hüsameddin Beyazyüz, Davut Ayzit, Sıddık Beyazyüz, Mehmet Ok ve Hamza Toprak’ı bir kenara ayırdılar. Bir yandan da, Müslümanlara karşı olan klasik propagandalarını yapmaya başladılar.

“Bunlar şeytandır, bunlar devlet yanlısıdır. “Çok iyi tanıdıkları, güvendikleri, sevdikleri ve bu güne kadar hiç bir zarar görmedikleri Müslümanlara “Devlet yanlısı ve şeytan” demeleri kabullenilemezdi. Köyün yaşlılarından Rıza Durmuş karşı çıktı buna. “Bu insanların kimseye bir zararı dokunmadığını, kimseye zulmetmediklerini, hep iyi yönleriyle tanıdıklarını” söylemesine ve “Götüreceklerse, onların yerine kendisini götürmelerini” istemesine rağmen; yaşlı adama oturmasını ve işe karışmamasını, konuştuktan sonra serbest bırakacaklarını, söylediler.

Davut Ayzit

davutayzit

Müslümanlar bunun üzerine, konuşulacak bir şey varsa, bunu toplumun karşısında konuşacaklarını ve böylelikle iftiralarında ortaya çıkacağını söylediler. Suçlamaların asılsızlığını bilen PKK’lılar, namluları dayayıp kattılar yanlarına mü’minleri, köy dışına çıkardılar. Kendilerini bekleyen minibüse bindirdiler. Araç, Bozdemir Köyü’ne doğru yola çıktı. İçerdekilerse mü’minlere küfrediyor, hakaretler yağdırıyorlardı. PKK’lılardan biri oldukça zevklenmiş “Aboneyim, abone” şarkısını söylüyor, alkış tutuyordu. Araç, pamuk tarlaları arasında hızla yol aldı.

Müslümanlar elleri ve gözleri bağlı bir vaziyette, araçtan indirilip, bir eve sokuldular. PKK’lılarla gece boyunca tartıştılar. Onların iftira ve suçlamalarını kabullenmediler. Batı uşağı kürt gruplarının Kürt Halkına ihanetini, TC’nin bölgedeki politikasını ve Batılıların orta doğu siyasetini anlatmaya çalıştılar.

Sadece Müslüman olduklarını herhangi bir örgüte bağlı olmadıklarını söyledikçe, PKK’lıların kini daha bir artıyordu. İslam’a hakaret etmiye başlıyorlardı bu kez. İşkenceye başlıyorlardı birden. Bir yandan işkence, öbür yandan küfür ve alay, “PKK’nın adaletine sığının” diye bağırıyorlardı. “Biz yalnızca Allah’a sığınırız. O’nun adaleti sığınılacak tek adalettir” tekrar işkenceye başlıyorlardı. Elleri kolları bağlı olan Müslümanların üzerinde tepiniyor, ayalarını tekmeliyorlardı. O kadar ki, yediği darbelerden Hacı Toprak’ın hayaları patlamıştı. Hüsameddin ve Davut, karın boşluklarına inen yumruklarla yere yığılmışlardı.

PKK’lılar, böyle bir direnme beklemiyorlardı. Yenik düşmüş olmanın verdiği öfkeyle, ertesi akşam onları traktöre bindirdiler. Mehmet Ok’u elleri ve gözleri bağlı olarak bir yerde bıraktılar. Diğer 5 Müslümanı, Silvan yolu üzerinde Kağıtlı yakınlarında bir yerde indirdiler. İşkenceye yiğitçe direnen, dillerinden dua ve tekbiri düşürmeyen Hacı Toprak ve Davut Ayzit’i alıp tarlalara doğru götürdüler. Az bir zaman geçmişti ki, seri silah sesleri duyuldu.

İman edenler, şehadete adım adım yaklaşmanın iç huzuru ile, rablerine en güzel dönüşle dönen kardeşleri için, dua ettiler. Allah’a sığındılar. O’na yalvardılar. Bir anda kendilerinden uzaklaşan PKK’lılar, yaylım ateşine başlamışlardı. Ağabeyi Hüsameddin’in, kurşun sesleriyle karışmış Tekbir seslerini duydu Sıddık.  Sonra sesler kesildi. Her şey bir an durmuştu. Bütün dünya durmuştu sanki. Her kesin hareketsiz kaldığını gören PKK’lılar, hemen uzaklaştılar ordan. Acılarını gizleyen Sıddık, kimsenin kalmadığını görünce, sürüne sürüne ağabeyinin yanıbaşına geldi. Öne doğru uzanıp, yumruklaşan elini tuttu. Şehid olmuştu ağabeyi...

Hamza’nın yanına gitti. Hamza yaşıyordu.  Tükenmeye yüz tutan enerjilerine rağmen, rablerinin yardımıyla, iki yüz metre ilerdeki yola, o vaziyette ulaşmayı başardılar. Yoldan geçen arabalar, yaralıları almaya cesaret edemediler. Kurşunlarla sol bacağı ve sol kolu kırılan, kalbi ve göğsü hizasından da üç kurşun alan ve bir kurşunun da alnından sıyırdığı Sıddık, kendini yola uzatmıştı. Hamza ise çeşitli yerlerinden beş kurşun yemişti. Sürekli kan kaybediyorlardı. Nihayet Van plakalı bir kamyon, yaralıları aldı. Yaralılara su veren kamyon sürücüsü, onların Allah’ı zikredişlerinden, Müslüman olduklarını anlamış, alelacele hastahaneye yetiştirmenin telaşına düşmüştü.

Hastahaneye getirilen yaralılardan, Sıddık Beyazyüz’ün şuuru yerindeydi. Ve ilk andan itibaren, olayı anlatmaya çalışıyordu. Yaralılar ha bire kan kaybediyorlardı. Olayı duyan her kes yığılmıştı hastahaneye Sıddık gözlerini hafif aralamıştı ki, Hacı’nın ağabeyi karşısındaydı “Hacı şehid düştü” dedi... Davut’un ağabeyi ile gözgöze gelmekten korkuyordu adeta... O baktı ısrarla... yanına geldi... “Davut da şehid oldu” dedi ve akabinde, ağabeyi Hüsameddin’in de şehid olduğunu, söyledi. Artık olay tüm boyutlarıyla anlaşılmıştı. Akrabaları ve Müslümanlar yaralıların tariflerinden yola çıkarak, sabaha doğru olay yerine ulaştılar. Önce Hüsameddin’i buldular. Sonra ellerini arkadan bağlayıp bir direğe bağlanan Hacı ve Davut’u buldular. Yığılmışlardı üstüste. Gözlerindeki sargı düşmüş ve kucaklaşmışlardı sanki.

Alıp gittiler şehidleri... Bağıvarlılar sabahın erken saatlerinde, şehidlerin baş ucuna geldiler. Kelimenin tam anlamıyla, mazlumdular bu Müslümanlar. Kadınlar feryad ediyor, erkekler gözyaşlarını tutamıyorlardı. Akraba ve köylüler lanet ediyorlardı PKK zalimlerine...

Çünkü bütün köy tanırdı bu Müslümanları. Hacı’yı tanımayan yoktu ki, Hüsameddin’i sevmeyen yoktu ki... O Hacı ki köydeki fakirlere, elinden geldiği kadar ilaç yardımı yapardı. Devlet dairesinde çalışmanın bütün avantajlarını, köydeki bütün Müslümanlar ve fakirler için kullanırdı. Müslümanların derdleriyle derdlenir, nerede olursa olsun bir Müslümanın sıkıntısını, kendi sorunu olarak görür ve bunu paylaşmaya çalışırdı. En belirgin yönlerinden biri de güzel ahlakıydı. Küçük büyük herkese selam verir, hal ve hatırlarını sorardı. Sırf Müslüman olduğu için, kendisinden nefret eden PKK sempatizanlarına bile, merhametle yakaşırdı. Ne kadar isterdi onla da Müslüman olsunlar diye.

Halim selimliğiyle, kimseyi kırmamasıyla tanınan Hüsameddin’e bakıp bakıp ağlıyordu Bağıvarlılar. Yüksek edebi, tevazusu ve olgunluğuyla, bütün Müslümanarın kalbinde yer etmişti. Amellerini riyadan öylesine uzaklaştırmıştı ki, kimse onun bir toplumda, göze battığını göremezdi. Müslümanlara olan sevgisi, bakışlarından okunur, sadece ve sadece Allah’ı ve mü’minleri veli edinirdi. Toplum tarafından sevilmek, takdir edilmek, O’nun için bir hiçti. O sadece gizliyi ve açığı bilen rabbi tarafından, sevilmek ve takdir edilmek istiyordu.

Hele Davut hiç unutulur mu? O mahzun ve içli bakışlar. Bir Müslümanı gördüğünde, hemen ışıl ışıl olurdu gözleri. Bu korkunç cahiliyye ortamında, mü’minlerin değerini çok iyi bilir, onlarla kardeş olmanın mutluluğu ve asaleti içerisinde hisseder, bakışlarında da bunu yaşatırdı. Sürekli Kur’an okurdu. Onun ayetlerinden aldığı feyizle, takvasını süslerdi. Hepimiz tanırız bu mü’minleri. Hepiniz tanırsınız onları...

Tağut’a olan düşmanlıkları hiç kimseye karşı yoktu. Çünkü çok iyi bilirlerdi, gerek bölgede gerek batıda, insanların hakk’tan sapmalarında ve küfrî hareketlerde yer alamalarında, Tağut’un etkisi oldukça büyüktü.

Köylüler hayret üstüne hayret ediyorlardı. Nasıl kıydılar bu insanlara. Eli nasıl tutardı adamın. Ama onlar insan değildi ki. İnsanlıktan iz bile kalmamıştı. Kalabalığı yara yara bir kadın bütün soğuk kanlılığıyla, yüzünde donuk bir tebessüm, şehidinin baş ucuna geldi. Açtı yüzündeki örtüyü, alnından öptü şehidini, “Şehadetin kutlu olsun” dedi. Bir diğeri çocuklarıyla geldi. And içti şehidinin başı ucunda “Çocuklarımı senin istediğin gibi yetiştireceğim” Müslümanlar cevapsız bıraktılar, bebelerin “babam nerede?”, “Babam niye gelmiyor?” sorularını.

Mü’minler dua ettiler kardeşlerinin ardından. Bir yandan şehadet gibi bir makama ulaştıkları için, onlara gıbta ediyor ve sevinç duyuyor; öte yandan bu mü’minlerin toplumdaki güzel yerlerine ve kafirlerin onlara olan zulmünü hatırladıkça, üzülüyor ve öfkeden yumruklarını sıkıyorlardı. Yine de her şey Allah’ın takdiriyle olmuştu. Ve bir Müslümana düşen, Allah’ın takdirine sabretmekti. Sabrettiler mü’minler ve sabredeceklerdi. Yaşatacaklardı bu şehidleri kendi aralarında. Çocuklarını şehadet aşkıyla büyüteceklerdi. Ve bu şehidler Müslümanların yoluna ışık tutacaktı. En son onlar ve kendileri hakkında şu ayeti okuyarak ayrıldılar mezarlıktan.

“Mü’minlerden öyle erler var ki, Allah’a verdikleri ahde sadakat gösterdiler. Kimi bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. Onlar ahidlerini hiç değiştirmediler.” Ahzab 23

Kaynak: ŞEHİDLERİMİZ-1999-Eylül / 1. Cild Sayfa: 58

Güzel Söz

"Allah için can vermek, şereflerin en şereflisidir. Kim olursa olsun, buna mani olmayı düşünmek, istememek, en azından biraz bilinçli Müslüman için mümkün olmaz. İnsan cenneti arzulayacak, sen ona diyeceksin ki, gitme. Bu, Müslüman’ın yapacağı bir iş değil."              

İki Şehid Babası Hasan Öztürk

Copyright © 2010 Sehidlerimiz.com  -Sitedeki her türlü materyalin, içeriğin ve görsellerin her hakkı saklıdır, izinsiz kullanılamaz.

Please publish modules in offcanvas position.