BİR AYET

“Küçümseyerek, insanlardan yüz çevirme! Ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zîrâ Allâh, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri, aslâ sevmez! Yürüyüşünde tabiî ol! Sesini alçalt!..”      Lokmân Suresi, 18-19.

BİR HADİS

“Sadaka, maldan bir şeyi azaltmaz. Allahu Teâlâ, bir kulun şerefini (başkalarını) affı sebebiyle, mutlaka yükseltir. Allah için tevâzu eden kimseyi de, mutlaka yükseltir.”  Müslim, Birr, 69

sehidlerimiz

SELAMİ BAŞARAN

User Rating: 0 / 5

Star InactiveStar InactiveStar InactiveStar InactiveStar Inactive
 

Selami Başaran      16 Şubat 1979

 

Gündem

İşte katiller ama kim yakalayacak

Ahmet SAĞLAM

 

Selami Başaran, Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Müdürlüğü’nde memurdu. Bülent Ecevit iktidarının, planlı şekilde istifaya zorladığı, binlerce Müslüman devlet memurlarından biriydi. Birkaç içerisinde, birkaç ayrı yere yapılan tayinlere tahammül etti. Nihayet, ya kesin olarak istifa etmesi gereken, ya da öldürüleceği kesin olan son tayin yerinde, müracaatının ikinci gününde öldürüldü.

İlkin, başlangıcına dönerek, kısaca olayı anlatalım.

1956 doğumlu Selami, memuriyetinin yanında, aynı zamanda Hukuk Fakültesi 3. Sınıf öğrencisiydi. Ecevit iktidarının, Marksist TÖB-DER emrine verdiği Milli Eğitim Bakanlığı’nda, Orta Öğretim Müdürlüğü’nde memur olarak görev yaparken, adı geçen müdürlük; Selami’yi usulsüz  olarak Ankara Valiliği emrine verdi. Valilik O’nu, Balgat M. Kemal İlkokulu’na memur olarak tayin eder. Ortada hiçbir neden yokken, 5 ay sonra, çevresinde Alevi-Maocuların yoğun olduğu NATO YOLU üzerinde Ege İlkokulu’na tayini çıkar. Burası şehirden uzaktır.

Burada çalışanlar çevreleriyle her yönden intibak içindedir. Ve o civarda oturmaktadır. Oysa Selami, bu görev yerine gitmek için, vasıtadan indikten sonra, on dakika kadar ıssız bölgelerden yürümek zorundadır. Göreve başladığı ilk günden itibaren, sık sık laf atılmak ve yolu çevrilmek suretiyle, taciz edilir.

Bölge Abidinpaşa’nın ilerisinde ve Alevilerle meskündur. Selami ve kendisi gibi aynı okula, aynı maksat için tayin edilmiş bir başka Müslüman Hüseyin, burada hiçbir siyasi tartışmaya girmezler. Ne var ki onları, inançları yönünden tahkir ederek kışkırtırlar ve gerek okul müdürü özellikle de Alevi-Maoculardan Müdür Muavini Bünyamin Demirbaş; bu iki Müslüman’ı, doğrudan Müslümanlığı hedef alan ağır tahkirlerle, belirli reaksiyonlar içerisine çekmeye çalışır.

Selami, Maocuların planlarını anlamıştır. Bu nedenle Orta Öğretim Müdürlüğü’ne müracaat ederek, bu okuldan alınmasını ve mümkünse evine yakınlığı yönünden Sofuoğlu’na tayinini ister. Bir süre sonra Müdürlükten, buraya tayininin yapıldığını öğrenir. Nato Yolu’ndaki Ege İlkokulu’na , “Okuldan ayrılmasında bir sakınca yoktur.” şeklindeki resmi yazıyı almak üzere gider. Okulda, Okul Müdürü ve diğer öğretmenlerin yanında, Müdür Muavini BÜNYAMİN DEMİRBAŞ, aynen şunları söyler:

-Hiç kimse seni oraya ya da başka yere, bizlerin bilgisi olmadan atayamaz. Biz, ilkin senin atamanı Tepeciğe yaptıralım. Orada bir kere postunu deldirelim, ondan sonra, istediğin yere git bakalım. Ben de, Tepecik tarafında oturuyorum. Ben de, işin zevkine varmış olayım.”

O gün 16 Şubat 1979 Cuma’dır. Ege İlkokulu Müdürü, Bünyamin’in de tahrikiyle Orta Öğretim Müdürlüğüne bizzat giderek, Selami’nin Sofuolğlu’na çıkan atamasını durdurur. Ve iki saat içinde (Evet tam iki saat içinde) elinde Selami’nin Tepeciğe çok yakın bir bölge olan Tuzlu Çayır İlkokulu’na tayin emri olduğu hâlde gelir. Aynı gün, resmi muvafakat yazısını yazdırır. Selami, Cumartesi ve Pazardan sonra Pazartesi’yi de tereddüt içinde geçirir. Fakat bütün kuşkularına ve işlerin tıpkı Bünyamin’in ‘Postunu deldirelim de, ondan sonra bizim bildirdiğimiz yerin dışında tayin işiyle uğraşırsın.’ dediği gibi gelişmesine rağmen, ilk bir iki gün bir şey olmayacağı kanaatindedir. Salı günü okulu görmeye gider. Öğleden sonra okul Müdürü Mustafa Polat ile görüşür. O’ndan aynen şunları dinler:

-“Buraya senden önce, bir iki kişi daha tayin oldu. Birini hiç görmedim. Öteki bir göründü, gidiş o gidiş, duvarları görmek (Maocu, Keşif devleti ve orduyu hiçe sayan slogan, yazılar) onlara yetiyor. Ben CHP’li olduğum hâlde bile bana ‘Sosyal Faşist’ diye laf atıyorlar. Korku içindeyim. Eğer burada çalışmaya niyetin varsa, cebine Maocu gazete ve dergiler sokarak gelip gideceksin. Eğer uğraşmadıkları ve önceden ifşa etmedikleri ve takip edilmeyen biri isen, belki idare eder gidersin.”

Selami, olanları ailesine ve dostlarına anlatır. Ailece yapılan istişarelerde, ertesi gün aynı okulda işe başlama yazısını yazdırıp, ayrılması ve başka bir yere tayini çıkıncaya kadar da, o bölgeye gitmemesi kararlaştırılır.

Çarşamba sabahı, Selami o günlerde yeni aldığı takım elbiselerini ilk defa giyer, beş vakit namaz kılan, iri yarı, yiğit bir çocuktur. Evden ayrılırken, elbiselerini göstererek:

-Hep böyle güzel giyineceğim. Bundan sonra, en güzelini ben giyineceğim., der.

Tuzlu Çayır’daki okula gider. O gün, dışarıdan bitirme imtihanları yapılmıştır. Öğretmenler, kâğıtların değerlendirmesini yapmaktadır.

Müdür Mustafa Polat (Kendi ifadesine göre), yan odadadır. Selami, öğretmenlerden Rasim Göremezli (Md. Yard.) Seyit Taşkıran (Md. Yrd.) ve Veysel Oğuzhan ile küçük bir odada oturmaktadır. İşte cinayet bu odada, saat 10.00 ile 12.15 arasında işlenir.

İlgililerin şu noktalara dikkatini çekiyor ve olayı örtbas etme gayreti içinde olanları suçluyoruz:

1-) Odadaki üç tanık, silah sesleri üzerine başlarını masa üzerine eğdiklerini; katilin, kısa boylu biri olduğundan başka bir şey görmediklerini söylemişlerdir.

2-) Acaba cinayet, gerçekten 12.15’de mi işlenmiştir; yoksa saat 11.00’de işlenmiş fakat karakola geç mi intikal ettirilmiştir?

3-) Cinayet, gerçekten odada mı işlenmiştir? Yoksa, koridorda bir boğuşma ile başlayıp, birkaç kişinin yardımı ile odada mı tamamlanmıştır?

4-) Katil ve katiller, tanımadıkları ve o bölgeye yeni tayin olunan bir kişiyi, acaba nereden bilgi alarak, bu kadar emin bir şekilde işleyebilmişlerdir?

5-) Müdür Mustafa Polat, karakola telefon edebilirken; niçin (Üstelik katili kovalayabileceğini söyleyen) hademeyi, yaya olarak yollamıştır?

6-) Tuzlu Çayır Karakolu Başkomseri, seri bir operasyonla katili ya da katilleri, yakalamak imkânına sahipken, olaya el koymamış, savcıyı haberdar etmekle yetinmiştir. Ve böylece saatler geçiştirilmiştir.

7-) Karakolun, işi savsaklamasının esas sebebinedir? Komiser, POL-DER üyesi midir? Yoksa sadece baskı altında mı görevini ihmal etmiştir?

8-) Orta Öğretim Müdür, Müslüman ve beş vakit namaz kılan bir delikanlıyı, hangi sebeple Ege İlk Okulu gibi, Maocuların karargâh kurduğu bir bölgeye tayin etmiştir?

Savcılık, bunu Orta Öğretim Müdürü’nden sormuş mudur?

9-) Orta Öğretim Müdürü, Selami Başaran’ıaksi müracaatına rağmen, hangi sebeple Tuzlu Çayır’a tayin etmiştir?

10-) Ege İlk Okulu müdürü, bu tayini 2 saat içinde nasıl gerçekleştirmiştir? Neden bu tayinin peşine düşmüştür?

11-) Savcılık, gerek Orta Öğretim Müdürüne ve gerekse Ege İlk Okulu Müdürü’ne bunları sormuş mudur?

12-) Bu cümleden olarak bu güne kadar kaç memur, yaşayamayacağı yerlere tayin edilmiş, bunlardan kaçı istifa etmek zorunda kalmış, kaçı öldürülmüş, kaçı yaralanmıştır; herhangi bir makam bu konuda bir araştırma yapmış mıdır, istatistiği var mıdır?

13-) Ege İlk Okul Müdür Yardımcısı Bünyamin Demirbaş’ın, olaydaki rolü araştırılmış mıdır?

14-) Tuzlu Çayır’dakilere, Selami Başaran’ı kim hedef olarak göstermiştir?

15-)Bünyamin Demirbaş’ın “Senin postunu deldirelim” sözleri bir blöf müdür? Yoksa, aynen gerçekleşmiş olması bakımından; O’nun cani ya da canilerle işbirliği hâlinde olduğunun delili midir?

16-) Cinayet saatinde bizzat Bünyamin Demirbaş’ın nerede olduğu tesbit edilmiş midir?

17-) Bu yazımın kaleme alındığı dakikaya kadar, Selami Başaran’ın katilinin siyasi olup olmadığı, kati olarak, resmen söylenmemişti. Her şey, bu kadar çıplak şekilde ortada iken; Abdi İpekçi’nin müphem şekilde öldürülmesini derhâl “siyasi cinayet” olarak niteleyen ve birkaç saat içinde Türkiye çapında, alarma geçen emniyet kuvvetleri, niçin diğer cinayetlerde bu gayretinin binde birini göstermemektedir?

18-) Tuzlu Çayır İlk Okulu Müdürü olaydan hemen sonra,  Savcılık raporunda tanık olarak görünen üç öğretmenine niçin bir hafta süreyle (adeta zorunlu) izin vermiştir?

 

İşte bu ve bunlara benzer soruları, 12 aydan beri CHP iktidarının himayesinde işlenmiş her cinayette, vatandaş sormaktadır. Bu sorulara, ilgililerin susarak cevap vermesi, vatandaşı cevapları bulmaya itmektedir. Ve iktidar, vatandaşı kendi davasını kendisi hâlletmeye itmektedir. Emniyet kuvvetlerinin taraf tuttukları, adalet mekanizmasının stop ettiği bir devlet, uçurumun kenarındadır. Biz bu sütunlarda, teferruatını bildiğimiz, bir tek olay üzerinde durduk. Daha yüzlerce olayla bu olay, aynı özellikleri taşımaktadır. Emniyet kuvvetleriyle, tayin yetkisi taşıyan makamların, bir şebeke ahlâkı içerisinde hareket edişi; iktidarın topyekün icraatına karşı, halkta korkunç birikimlere sebep olmaktadır.

Bu açık haksızlıkların sahipleri, korkunç tablolar içerisinde, kendi zulümlerinin kefaretini ödemeye başlamadan önce, akıl ve izan sahibi idarecileri ve özellikle komutanları, halkın kalbinden geçenlere kulak vermeye çağırıyoruz.

Ve her şeyden önce de, Selami Başaran’ın şehid edilmesiyle ilgili olarak, yukarıda sıraladığımız soruları korkmadan ele alacak ve erkekçe işin üzerine gidecek bir yetkili, bir makam arıyoruz. Marksist baskının, adaleti işlemez durumda tutması, ilanihaye mümkün değildir. Öldürülen her Müslüman’ın, henüz eyleme geçmeye karar vermemiş, 40 milyon sahibi vardır. Biraz aklı olan, bunun ne demek olduğunu bilir.!

 

Kaynak: Yenidevir Gazetesi – 2 Mart 1979 Cuma Sayfa: 5

selamibasarangirecek

Güzel Söz

"Allah için can vermek, şereflerin en şereflisidir. Kim olursa olsun, buna mani olmayı düşünmek, istememek, en azından biraz bilinçli Müslüman için mümkün olmaz. İnsan cenneti arzulayacak, sen ona diyeceksin ki, gitme. Bu, Müslüman’ın yapacağı bir iş değil."              

İki Şehid Babası Hasan Öztürk

Copyright © 2010 Sehidlerimiz.com  -Sitedeki her türlü materyalin, içeriğin ve görsellerin her hakkı saklıdır, izinsiz kullanılamaz.

Please publish modules in offcanvas position.